« Önceki | Sonraki »

23/1/2007

EDEBİYATIN BAŞKENTİ BAŞKENTİN EDEBİYATI

EDEBİYATIN BAŞKENTİ, BAŞKENTİN EDEBİYATI

           

            Edebiyat; arzdan arşa yükselmek, sıradanlığın ısrarcılığına direnmektir. Harf harf tükenmek değil, sayfa sayfa dirilmektir. Yanlışa dur deme cesaretini, zalime haddini bildirme becerisidir. Durmadan akma isteği, hancı değil yolcu olma talipliğidir. Bu sebeplerden ötürü edebiyatçı yani edebiyatı kendine iş edinen kişi, sahifelerde gezinme telaşındadır. Mütemadiyen akmak, yeni denizlerle buluşmak, okyanuslarda çağlamak bazen de küçük bir dere olup; ormanın derinliklerinde kaybolma telaşıyla yazar, yazar, yazar…   

            Edebiyatçı harflerle buluşup, kelimelerle hemhâl olurken sadece yazmakla ve yazdığıyla kalmaz. Noktalanan her yazı yazıcısını biraz daha yükseltir, seçkin kılar. Bugün ipi kaçırılan insanlığa adım adım yaklaştırır. Bu sürece talip olan, diğer bir deyişle kalabalıktan uzlet yalnızlığına çekilme cesaretini gösteren kimse, artık büyük fotoğrafa bakıyor demektir. Ve yerinde karar verebilmek olayların doğru okunmasına bağlıysa eğer; büyük fotoğrafın tahlili daha çok önem kazanıyor. Büyük fotoğrafın ardında gizlenenler ise; sadece fil dişi kulelerde yalnız kalma cesaretini gösterebilenlere görünür en yalın hâlleriyle. İşte bunlardır, insan ruhunu besleyen maneviyat bulmacısının tamamlayıcı unsurları. Ve çoğunluğun idrak etmekten fersah fersah uzak olduğu değerlerde ikâmet eden edebiyatçı, ister istemez toplumla arasına bir tül çeker. Toplumla  arasına kelimelerle duvar örmek değil, duygusuzluğun kol gezdiği kalabalıklarla imgelerle tül çekmektir yazıcının yaptığı. Törpülenmeme gayreti, karakterinin en mahrem değerlerini koruma çabası. Bu durumun bir diğer sebebi olarak; yazarın söz konusu merhaleye gelene kadar atlattığı badirelerin anlaşılmaması ve hatta hakir görülmesi düşünülebilir. Tabii halkın yazara verdiği bu tepkinin altında yatan –anlamadığını umursama- anlayışının hâkim olması da göz ardı edilemez. Hak etmediği hâlde küçümsenen yazar, durur, derin bir nefes alır, gözyaşlarını siler sahifelere ve geri çekilir. Asırlar boyu koşmanın, çağ atlamanın, devir aşmanın verdiği yorgunluk, bilgeliğin profesyonelliğiyle buluşunca; bilge fakat suskun, tecrübeli lâkin uzak bir yazarla karşılaşırız.

            Her ne kadar ustadan çırağa aktarılan ve her kuşakta yenilik kazansa da; özde şahsa münhasırdır edebiyat. Üstatlarla talebelerin kelime tercihlerinin bile farklı olabileceği bir üretim sahasında aynılıktan söz etmek anlamsız. Öyleyse yüzyılların birikimini getiren ve geleceğe çağları götürecek edebiyatın, her edebiyatçıdaki başkenti de başkadır. Kelimeler başka, anlamlar imgeler başka, yorumlar başka…

            Her yürekte başkaysa edebiyatın başkenti bütün edebiyatçıların buluşma noktalarıdır kitapçılar. Sadece edebiyatçıların değil, okurların birbirleriyle ve okuduklarının yazıcılarıyla tanışma mekânıdırlar. Kanımca kitabevlerinin önemi de bundan kaynaklanıyor. İyi bir kitapçı, yazarla okur arasındaki köprüdür. İyi bir kitapçı; her şeyden evvel iyi bir okur olmak zorunda. Kitap dostu olmalı, sayfa tozu yutmuş, mürekkep kokusuna âşina olmalı. Ancak böyle kitapçıların mühür sahibi olduğu mekânlarda, edebiyat nefes alabilir.

            Ankara’nın bürokratik, kasvetli, gri oluşu her taşına sirayet etse gerek, edebiyat da haddinden yavaş işler bu şehirde. Câmiada üvey evlat muamelesi gören Anadolu Dergiciliğinin yaşam savaşı verdiği başkent, iki yüzyıllık kitaplara sahip sahhafların yanı sıra, boyalı basının pohpohlamasıyla balon itibar elde eden moda kitapların hakimiyet kurduğu kırtasiye bozması dükkanlara da ev sahipliği yapıyor. Ben bu yazıda, popüler kültürün yok ediciliğine inatla direnen edebiyat kalelerine işaret etmek istiyorum. Belki kitapçılığı, marketçilikle karıştıran ve hatta neredeyse özdeşleştiren patronları rahatsız edecek bu satırlar. Belki de yüreğinde taşıdığı edebiyat damlasını mayalayacak derya arayanlara derin bir nefes aldıracak. Hiçbir şey değilse bile, edebiyatın ölümüne ağlayanlara moral destek olacak.

            Aralarında, husumete ulaştırılmayan meslekî rekabet de olsa, Ankara kitapçılarının yakındıkları konular ortak. Korsan kitaplar, ÖSS furyası, kitap kültüründen yoksun kitapçılar, kitap fiyatlarının yüksek olması.

            1988 senesinde açtığı dükkanıyla Karanfil Sokağın kitapçılık serüvenini başlatanlardan biri olan Muhterem TAN’la bu konular hakkında konuştuk. Sorularıma samimî cevaplar veren TAN, on sekiz yılda kitapçılık sektöründe çok şey değiştiğini ifade etti. 2000de ivme kazanan korsancılığın ucuz kitap bulma yolu olmadığını söyledi. Zira korsan kitabın hiçbir zaman maddî değeri yoktur. Okunduktan sonra da satılamaz. Fakat bandrollü kitaplar, ikinci el pazarında sürekli sirkülasyon sağlandığı için değiştirilebilme imkanına kavuşturuyor okurunu. Okur-yazarların buluşabileceği nezih bir mekan açmayı hayal eden TAN, 1995’e kadar müzik ve spor dergileriyle başa baş giden kültür edebiyat dergilerinin satışının son zamanlarda azaldığından yakındı ve sohbetimiz şu mesajıyla noktalandı: “Kitap okunmaması için günümüzde mazeret olarak öne sürülen para engelinin yayıncıların, kitapçıların ve yazarların ortak fedakarlıkları ile aşılıp; çok zengin bir edebiyata sahip olan Türk insanının kitapla yeniden kaynaştırılması sağlanmalıdır.”

                Kitabın kalbinin attığı diğer mekanlardan olan Adil Han’a gidip; karşıma çıkan ilk kitapçıya “Buranın en eski kitapçısı kim?” diye sorduğumda; aldığım cevap şaşırtıcıydı. Zira Adil Han’ın ilk kitabevini açan isim Muhterem Hanım’ım oğlu Turgut TAN’dı. 1990’da gelinlikçi yapılması düşünülen dükkanı, kitapçı olarak açmasıyla bugünün nadide ortamlarından birinin temeli atıldı. Kitapçının esnaflığın güler yüzü ve okurun kültürel birikimini bünyesinde sentezlemesi zorunludur diyen TAN, Adil Han’ın ulaştığı kültürel seviyenin düşmemesinin ancak edebiyat okurları ve entelektüel kitapçılarla mümkün olduğunu söyleyip ekledi: “Yayınevleri kitap fiyatlarını makul tutmalı ki, insanımız kültüre harcadığı parayı sokağa attığını düşünmesin.”

Ankara kültür dünyasında önceden beri varlık gösteren Zafer Çarşısının bugün ayakta kalan en eski kitabevi 1970 yılında Mustafa Karlar tarafından açıldı. Yıllar boyu ağır toplantıların yapılmasıyla ünlenen Çarşı, bugün karikatüristi, müzisyeni, kitapçısıyla oluşturduğu modern kültür mozaiğinde, Başkent okurunu kucaklamaya devam ediyor.

  Dergiciliği desteklemeyi gelenek haline getiren Birleşik Kitabevi’nde hemen hemen bütün dergileri bulmak mümkün. Yayınevi olarak da faaliyet gösterdiklerini belirten Bilal ÖZTÜRK; Birleşik Kitabevi’nin yakında hizmete girecek olan internet sitesinden de satış yapacaklarını söyledi.

            Edebiyat tarihi okurken beni en çok heyecanlandıran şeylerin başında; yazarların buluşup; ateşli edebî tartışmalara girdikleri mekânlardır. Çünkü son yazılanlar oralarda tartışılır, yeni akımların tohumu o muhabbetlerde atılır. Dahası yazarın yazılarının nabzını tutabileceği ender yerlerden biridir, içten sohbetlerin yapıldığı edebiyat kahveleri.

            Ankara’daki böyle nezih ve nitelikli yerlerin başında Şairin Evi Hayal Café geliyor. Aynı zamanda Hayal Dergisi’nin idare bürosu olan kahve, şiir dinletileri, söyleşileri, imza günleri ve özenle hazırlanmış kütüphanesiyle Konur Sokak’ta edebiyatçıları bekliyor. Derginin Genel Yayın Yönetmeni Özgen KILIÇARSLAN, tarih boyu mütemadiyen hareket halindeki Türk Edebiyatının, bugün durakladığını bunun sonucu olarak; yazarların özgünlükten uzaklaşmaya başladıklarını söyledi ve ekledi: “2.Yeni’den sonra girdiğimiz bu durağanlık dönemi, yeni bir akımla sonlandırılmalı. Beklentim şudur ki; genç yazarlarımız doğum sancısı çektiğimiz bugünleri yeni akımla noktalandırarak edebiyatı hak ettiği faalliğe kavuşturur .”

Görüştüğüm bütün kitapçılar, esnaf etiği ve korsancılık mevzularında hassastı. Diğer bir ortak özellikleri okurun gidişatı için duydukları üzüntüydü. Eskiden okuyan araştıran gençliğin, bugün test kitaplarının dışındakiler itibar etmemesi, insanımızın tarih içindeki seyr-ü seferini yakînen gözlemleyen kitapçı esnafını tedirgin ediyor.

Okumamak ve gelişmemek için hiçbir bahane bulunamayacak bu şehir, çekingen bir çocuk edasıyla, edebiyatseverler tarafından keşfedilmeyi bekliyor.

                                                                                                                     

         Ebru CENGİZ

             

    

             

           

 

 

 

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Kategorilerim

    Kategori yok

Arkadaşlarım

Bağlantılarım