AVRUPA BİRLİĞİ MÜZAKERE SÜRECİNDE AVRUPA SOSYAL MODELİ VE SENDİK
‘Avrupa Birliği Müzakere Sürecinde Avrupa Sosyal Modeli Ve Sendikal Haklar Uluslar arası Sempozyumu’ 3-4 Ekim 2006 tarihlerinde Ankara Dedeman Otel’de yapıldı.
Listede adı bulunun fakat (katılmaları halinde) ibaresiyle gelmesinin kesin olmadığı belirtilen Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER, katılması beklenen ama Başbakan’ın acil çağrısı üzerine Londra’ya giden Başmüzakereci Ali BABACAN’ın yanı sıra CHP Genel Başkanı Deniz BAYKAL’da katılmadı.
Salonda, TÜRK-İŞ Genel Başkanı Salih KILIÇ, Çalışma Ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESKİOĞLU, Avrupa Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn, AB Dönem Başkanı Finlandiya’nın Ankara Büyükelçisi Maria Serenius, Finlandiya İşçi Sendikaları Konfederasyonu (SAK) başkanı Lauri Ihalainen, ICFTU Kıdemli Ekonomist Mohsen Benchibani hazır bulundular.
Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ)’in Finlandiya İşçi Sendikaları Konfederasyonu (SAK) ile ortaklaşa düzenlediği sempozyum, 3 Ekim sabahı TÜRK-İŞ Genel Başkanı Salih KILIÇ’ın açılış konuşmasıyla başladı.
KILIÇ; Türkiye Cumhuriyeti’nde kısa ve orta vadedeki gelişme hızını etkileyen etkenlerin başında Avrupa Birliği’ne üyelik müzakerelerinin sonuçları geldiğini vurgulayarak giriş yaptığı konuşmasını dikkat çekici ifadelerle sürdürdü. 59. Hükümetin AB sürecinde ciddi sınavlarla karşı karşıya olduğuna değindi ve AKP iktidarının yükümlülüklerini şöyle açıkladı: “Yükümlülük bizim (sendikal hareketler) açımızdan ILO ve Avrupa Konseyi standartlarında sendikal hakların sağlanması için gereğini yapmaktır.” 59. hükümetin, AB uyum sürecinde kabul ettiği uyum yasaları çerçevesinde klasik hak ve özgürlükler açısından liberal bir tutum takınmasıyla siyasi partiler, düşünce özgürlüğü, dernekler, basın-yayın ve toplantı-gösteri yürüyüşleri konularında önemli ilerlemeler sağlandığını fakat aynı özenin sosyal ve sendikal haklar için gösterilmediğini söyledi. KILIÇ, sendika üyesi oldukları için yaklaşık (son üç yılın istatistiğine göre) 20 bin üyenin işten çıkarıldığını söyledi. Hükümetin ‘Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nın 4.5. ve 6. maddelerine çekince koymasını eleştiren Genel Başkan, özelleştirme uygulamalarının söylendiğinin aksine ekonomik açıdan ilerleme sağlamadığının altını çizdi. Kıbrıs davasındaki çifte standardın, Ermeni meselesinin haksız bir şekilde gündeme getirlmesi ve Kuzey Irak’ta güdümlü bir Kürt Devleti kurulma çabasının Avrupa Parlamentosu’ nun saygınlığına zarar verdiğini belirten KILIÇ, sözlerini ‘TÜRK-İŞ olarak, Avrupa Birliği müzakere sürecinde; demokrasi standartlarında, eşit ve önyargılardan uzak bir yaklaşım beklediğimizi ifade etmek istiyorum” diyerek noktaladı.
Salih KILIÇ’ın ardından söz alan Çalışma Ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat BAŞESKİOĞLU “Küreselleşmeyle köklü değerlerin sarsıldığını görüyoruz” diyerek globalleşmenin engellenemeyeceğini ancak doğru yaklaşımla gidişattan zarar görülmemesinin mümkün olduğunun altını çizdi. Öncelikle ‘Liberal Avrupa mı? Sosyal Avrupa mı?’ tercihinin yapılması gerektiğini söyleyen BAŞESKİOĞLU, sendikacılık kültürünün önemini vurguladı. Revize Avrupa Sosyal Şartı’nın 5 ve 6. maddelerinde çekincelerin haklı olduğunu belirtip ekledi: “–İmtiyazlı Ortaklık- Avrupa Birliği’nin bize 1. sınıf mevki bileti aldırıp; 3. mevkide yolculuk önermesi demektir. Bunu kesinlikle reddediyoruz.” Toplumun ana unsurlarının azınlık olarak nitelendirilemeyeceğini söyleyen Sayın Bakan Brüksel’i, küçük marjinal grupları sürecin ortasına koyarak davranış geliştirme yerine, Türkiye’nin ortak sesini dinlemeye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti konusunda verilen sözleri yerine getirmeye çağırdı.
BAŞESKİOĞLU’ndan sonra konuşma sırası Avrupa Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli REHN’deydi. Başarılı bir Avrupa Birliği üyeliği için sendikacılığın ve sosyal kavramların önemini vurgulayarak konuşmasına başlayan REHN, sorunların giderilmesi için istikrarlı bir ortam olması gerektiğinin altını çizdi. Türkiye’nin artık sadece aday değil, müzakere tarafı statüsüne kavuştuğunu da belirtti. Türkiye’yle ilgili tartışmaların olağan olduğunu şöyle açıkladı: “Bu gibi tartışmalar demokratik toplumların sağlıklı olduğunun kanıtıdır. Sözkonusu tartışmalar Türkiye’ye özgü değil. Avrupa Birliği’yle Türkiye’nin birbirine siyasi ve ekonomik açılardan muhtaç olduğunu da ekleyen REHN, Avrupa Birliğinin çok karmaşık bir yapıya sahip olmasından dolayı sürecin yavaş işlemesinin normalliği üzerinde durdu. Zaman zaman yaşanan sorunlarda Türkiye’nin istikrarsız bir bölgede olmasının da etkisi olduğunun altını çizdi. Verilen taahhütlerin yerine getirileceğini ama bir yılda yavaşlayan reform hareketlerinin olumsuz mesajlar içerdiğini söyledi ve ekledi “Sözlerden ziyade eylem görmek istiyoruz.” 9. Reform Paketi’nin kabul edilmesinin yanı sıra ifade özgürlüğü, din ve vicdan hürriyeti, güneydoğu sorunlarının da acilen ele alınması gerektiğine dikkat çekti. 301. maddenin kaldırılmasının şart olduğunu da sözlerine ekledi. Avrupa’nın Türkiye Cumhuriyeti hakkında bilgisizliğinin düzeltilmesi için ülkeler arası –Değişim Programları- önerdi. Buna göre gazeteciler, akademisyenler, öğrenciler ülkeler arasında köprü vazifesi görecek. Tüm bu çalışmaların aynı zamanda ‘Medeniyetler İttifakı’ na da katkı sağlayacağını belirten REHN, “Türkiye’nin bir ay içinde acilen somut adımlar atması zorunlu” diyerek konuşmasını bitirdi.
AB Dönem Başkanı Finlandiya’nın Ankara Büyükelçisi Maria SERENIUS, kısa konuşmasında; Finlandiya’nın, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğinde engel teşkil etmediğini esas olanın reformların gerçekleştirilmesi olduğunu söyledi.
Organizatörlerden SAK (Finlandiya İşçi Sendikaları Konfederasyonu)’ın Başkanı Lauri IHALAINEN; ILO, teşkilatlanma, grev, kadın-erkek eşitliği gibi noktaların ortak değerlendirmemiz olduğunu söyleyerek başladığı konuşmasında ülkesiyle ilgili örneklere ağırlık verdi. Avrupa Birliği için üyelik başvurusunda bulundukları zaman, ulusal uzlaşıya vardıklarına dikkat çeken IHALAINEN, ‘Pratikte AB üyeliği ne anlama geliyor?’ sorusunun Türk Halkı tarafından cevaplanması gerektiğini savundu. Finlandiya’da, gayrı sâfi millî hasılanın %3,5 ‘unun AR-GE çalışmalarına harcandığını da ekleyerek, araştırma geliştirme faaliyetlerinin önemine dikkat çekti. Temel hak ve özgürlüklerin korunması gerektiğini ancak sağlığın işçiler için temel hak değil, üretim aracı olduğunu söyledi. İşleyişin her açıdan sağlıklı gerçekleşmesi için; sosyal politikalarla ekonomik politikaların dengelenmesinin şart olduğunun da altını çizen Konfederasyon Başkanı konuşmasını sona erdirdi.
Açılışın ardından Olli REHN, Murat BAŞESKİOĞLU ve Salih KILIÇ ortak basın toplantısı düzenledi. Toplantıda öne çıkan sorular şunlardı: 301. madde kaldırılmazsa ne olur? Fransa’da –Türkler Ermen soykırımı yapmamıştır- demek mahkûmiyet sebebi iken, Türklük şerefini koruyan yasalardan olan 301’in kaldırılması ifade özgürlüğü konusunda ısrar çifte standart değil mi? Ayrıca Avrupa Devletlerinde de benzer hükümler içeren maddelerin olduğu neden göz ardı ediliyor? TSK ve Cumhurbaşkanı’yla Türkiye Cumhuriyet’inde irtica tehlikesi olduğu konusunda hemfikir misiniz? Trenin raydan çıkmaması için, yavaşladığını söylediğiniz reformların somut adımlarla hızlandırılması gerekirken; bütün bunların 8 Kasım’a kadar yetiştirilmesi sizce mümkün görünüyor mu? REHN, havada dolaşan yanlış anlaşılmalardan duyduğu rahatsızlığı belirterek başladığı konuşmasını şu cevaplarla sürdürdü. “Ermeni soykırımı AB üyeliği için bir şart değildir. Soykırımın inkârı neticesindeki mahkûmiyetler, söylemlerde şiddet barındırdığı içindir. TSK hem iç savunmada hem de Bosna, Lübnan örneklerinde gösterdiği başarılarla üstünlüğünü ispatlamış bir kurumdur. Onlarla diyaloga her zaman hazırız. Bu 3 Ekim’in son yıldönümü olmaması için Türkiye’nin acilen adım atması gerektiği bir gerçek. 301’in kaldırılmaması gibi bir alternatif düşünmediğimiz gibi en kısa ve hızlı şekilde 8 Kasım’dan önce bu sorunun halledilmesi zorunludur.”
Basın toplantısı ve öğle yemeğinden sonra “Avrupa Sosyal Modeli Ve Sendikaların Rolü” başlıklı ilk oturuma geçildi. TÜRK-İŞ Genel Sekreteri Mustafa KUMLU’nun yönettiği panelin diğer katılımcıları ETUC Konfederal Sekreteri Joel DECALLION, SAK Başkanı Lauri IHALAINEN, AB Genel Sekreterliği Sektörel Ve Bölgesel Politikalar Daire Başkanı Nurşen NUMANOĞLU idi. Panelde Avrupa Sosyal Modeli gereğince; iş devri, çalışma koşulları gibi konuların işçilerle mutabakata varılarak kararlaştırılmasının altı çizildi. Avrupa Sosyal Fonu’nun, profesyonel yetkinlikler projeleri için kullanıldığı söylendi ve Türk Sendikalarına proje üretmek sûretiyle, fondan yararlanmaları çağrısında bulunuldu.
4 Ekim’in ilk oturumu “Avrupa Sosyal Şartı Ve Türkiye’nin Çekinceleri” başlığını taşıyordu. TÜRK-İŞ Genel Mali Sekreteri Ergün ATALAY yönetimindeki panelin katılımcıları TODAİE Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mesut GÜLMEZ, AKP Ankara Milletvekili Reha DENEMEÇ, CHP Kocaeli Milletvekili İzzet ÇETİN’di. CHP’li vekilin ortay attığı ve salondaki sol görüşlü sendika yetkililerinin desteğiyle alevlenen siyasi partiler polemiği, DENEMEÇ’in soğuk kanlı tutumuyla büyümeden kapandı. Yürürlükte olan Avrupa Sosyal Şartı’nın, herkes tarafından üvey evlat muamelesi gördüğünü söyleyen GÜLMEZ, Sosyal Şartın tarihçesi, işlevi ve siyasi sebepleri konusunda uzun bir konuşma yaptı. Örgütlenme hakkını öngören 5. madde ve grevli toplu pazarlık hakkı tanıyan 6. maddelere çekince konmasının sistemi geriye işletmek olduğu vurgulandı. ÇETİN, asgari ücretin tek kişi olarak değil, çocuk sayısına göre hesaplanması gerektiği bunun 4. maddenin 1. ve 2. fıkralarında yazdığını söyledi. Bir diğer çekinceli madde olan 23’ün yaşlıları korumaya yönelik sosyal haklar olduğunu da vurgulayan CHP Kocaeli Milletvekili Sosyal Şartın çekincesiz onaylanması için parti olarak önerge verdiklerini dile getirdi. Sendikal hareketlerin, sanayi devriminin sömürü düzenine tepki olarak doğduğunu söyleyen DENEMEÇ, Çin, Hindistan ve Finlandiya’nın ekonomik politikalarını anlattı. Türkiye’nin son zamanlarda beyaz eşya ve otomotiv sektöründe ilerleme kaydettiğinin altını çizen AKP’li vekil, ülkemizde kayıt dışı insan istihdamının en önemli sorunlardan biri olduğuna dikkat çekti.
3. ve son oturum “Avrupa Birliği Sürecinde Türkiye’de Sendikal Haklar” başlıklıydı. TÜRK-İŞ Genel Eğitim Sekreteri Mustafa TÜRKEL başkanlığında gerçekleşen panelin katılımcıları ÇSGB Çalışma Genel Müdürü Cengiz DELİBAŞ, TÜRK-İŞ’den Aziz ÇELİK, TİSK Genel Sekreteri Bülent PİRLER, AB-Türkiye Sendikal Koordinasyonu’ndan Yücel TOP idi. İlk iş kanunun 1930’da çıkarıldığını, 1947’de sendikalaşmanın yasalaştığını ancak 12 Mart muhtırasıyla sendikal hakların geri alındığını söyledi. İş sektöründe kadın istihdamının artırılması gerektiğini çünkü nüfusun yarısının üretime katılmadığı bir ülkenin gelişemeyeceğine dikkat çekti. PİRLER, ILO’ya Türkiye’den 267 şikayet gitmesinin utanç verici bir durum olduğundan yakındı. Aplikasyon Komitesi’ne Çin, Hindistan, Pakistan gibi insan haklarının hiçe sayıldığı ülkelerin değil de Türkiye’nin alınıyor olmasını tereddütle karşıladıklarını belirtti. ILO’nun koşullarının ülkemiz için uygun olmadığının dikkat çeken TİSK Genel Sekreteri PİRLER, işverenlerin işçi haklarını savunduğunu ve sendikalaşma karşıtı olmadıklarının altını çizdi. TÜRKEL, TÜSİAD, MÜSİAD, TOBB gibi oluşumlarım kuvvet bölünmesine sebep olan ayrılıklar olduğu gerekçesiyle söz konusu kuruluşları eleştirdiğini beyan etti. Bir sunum gösterisi hazırlayan ÇELİK, cam işçilerinin eylem kararının Milli Güvenlik Kurulu kararıyla iptal edilmesini yanlış bulduklarını söyledi.
TÜRK-İŞ Genel Başkanı Salih KILIÇ’ın katılımcılara teşekkürlerini sunduğu kapanış konuşmasıyla sona eren iki günlük sempozyumda; polis veya askerin sendikalaşma durumu, çekince konan maddelerin gerekçeleri dâhil olmak üzere pek çok konu tartışıldı. Zaman zaman tansiyonun yükselmesiyle birlikte, bütün katılımcılar için verimli iki gün geçirildi.
Ebru CENGİZ
0 yorum yazılmıştır